Eğitim İş Gaziantep Şube Basın Yayın Sekreteri Hilal Çakır, “Eğer küfür etmenin, zorbalığın, şiddetin önüne geçmek istiyorsak, öncelikle toplumdaki yozlaşmanın önüne geçmeliyiz. Çünkü sağlıksız bir toplumda sağlıklı çocuklar yetiştiremeyiz” tespitini yaptı
Çakır, “Küfür eskiden bir sinir göstergesi iken, artık herhangi bir duruma gösterilen normal bir tepki halini almış durumda. Televizyonda, sosyal medyada ya da günlük hayatta siyasetçisinden, esnafına kadar insanlar söylediklerinin nereye gideceğini düşünmeden hareket eder hale geldi. Bu da aslında toplumdaki yozlaşmanın boyutlarını gözler önüne seriyor” ifadelerine yer verdi.
Söyleyici, “Uyum sağlamak üzere çocuklar şekilden şekile sokulmaktadırlar. Toplumun ruhsal hali, sosyolojik dengeleri, kültürel ve ekonomik seviyesi, ulusal ve uluslararası değerlere biçtiği önem ve toplumun insan ilişkilerindeki sempati, empati, hoşgörü seviyesi neyse çocuklar da onu kuşanıyor.”
Psikolog Zehra Gülmüş, toplumun ruh sağlığının bozuk olduğuna dikkat çekti. “Akran ve küfür olayının temelinde ebeveynlerin psikolojinin bozuk olması var. Diziler, filmler ve sanal oyunlar düzelmediği, gelecek ve maddi kaygılar yok olmadığı müddetçe akran zorbalığı da ortadan kalkmayacak” dedi.
Toplumda şiddet yüksekken çocukların şiddetsiz yaşamasını beklemek anlamsız
Eğitim Sen Gaziantep Şubesi Kadın Sekreteri Elif Söyleyici, “Toplum mutsuzken öğrenciler mutlu olamaz, toplumda şiddet oranı yüksekken çocukların şiddetsiz yaşamasını beklemek anlamsız. Toplumda eşitsizlik, adaletsizlik, hukuksuzluk, her noktada mevcutsa çocukların bundan bağımsız olma ihtimali yok. Aile veya sosyal çevre, doğal değerleri önemsemiyor ve zarar veriyorsa, doğayı katlediyorsa; çocuklar doğacı, çevre korumacı veya ekolojik duyarlılıkla yetişemez. Tabi ki tüm bu olumsuzluklar eğitim süreçlerinde aşılacak, bunların aşılmasının yegâne alanı eğitim. Ama okul öncesi aile ve çevreden edinilen eğitsel değeri olmayan birçok davranışı değiştirmek ve geliştirmek, yenilemek de kolay olmuyor” şeklinde açıklama yaptı.
Geleceğe umutla bakmalıyız fakat bakamıyoruz
Haya, edep ve utanma gibi kavramların ortadan kalktığını sözlerine ekleyen Psikolog Zehra Gülmüş, “Edep, haya, saygı ve utanma gibi kavramlar, gençler arasında sıradan basit şeylermiş gibi oldu. Eski örf, adet, gelenek ve görenek onlar için çok anlam ifade etmiyor. Gençlerde ‘Ben arkadaşıma davrandığım gibi anneme ya da babama da davranabilirim’ algısı var. Geleceğe umutla bakmalıyız, fakat bakamıyoruz. Kişi bana kötü davrandıysa bu benim değil, kişinin problemidir. Ona nasıl yardımcı olabilirim düşüncesi ile yaklaşmalıyız” dedi.
Akran zorbalığı lise çağında daha fazla görülüyor
Akran zorbalığının, her yaşta görüldüğünü, ancak lise çağında daha fazla görüldüğüne dikkat çeken Gülmüş, “Gençlerin ergenlik dönemlerinde ön plana çıkma çabaları var. Dolayısıyla küfür ederek ‘Toplumda ben de varım beni de fark etsinler’ psikolojisi var. Örneğin; güzel bir ailede yetişmiş bir çocuk bile arkadaş ortamına girebilmek ve yer alabilmek için argo kelimeler kullanmak veya küfür etmek zorunda kalıyor. Ayrıca çocuklar her zaman babalarını rol model olarak alırlar. Babalar, günün ve işin verdiği stresle eve geldiğinde kendilerini agresif bir şekilde ifade ediyorlar. Bu agresiflik sonucunda küfür ortaya çıkabiliyor. Çocuklarda ‘Babam bu şekilde konuşuyor’ demek ki ‘Ben de kendimi arkadaşlarıma bu şekilde dinlettirebilirim’ düşüncesi oluşuyor” ifadelerini kullandı.
Çocuklar bir anda bu hale gelmedi, zamanla oluştu
Gülmüş, “Çocuklar bir anda bu hale gelmedi, zamanla oluştu. Son 5 yıldan beri mafya dizileri veya güç gösterisinin ağırlıkta olduğu dizilerin yanı sıra sanal oyunlarda ‘Hadi vursana oğlum kırsana oğlum’ gibi kelimeler ciddi anlamda çocukların ruh dengesini bozuyor. Gençler, neredeyse 24 saatin 12 saatini sanal alemde oyun oynayarak geçiriyor. Bireysellik anlayışını yanlış öğretiyoruz yorumluyoruz. İnsanlar bireyselliği kendin dışında kimseye saygı duymak zorunda değilsin ya da sadece sen varsın başkasını umursama diye yorumladı. Ancak İnsanlar, kendine saygı duyacak ve sevecek. Çünkü kendine saygı duyduğu ve sevdiği müddetçe çevresine saygı duyar, insanları sever” şeklinde konuşma yaptı.
Bir çocuğun davranışının belirlenmesinde aile önemli
Bir çocuğun davranışının belirlenmesinde ailenin önemli olduğunu vurgulayan Gülmüş, “Çocuk aile hayatından çıkıp okul yaşamına girdikten sonra arkadaş ortamı davranışı etkiler. Arkadaş ortamında çocuklar birbirlerine güç gösterisi yapmaya başlarlar. Bunu da ‘Arkadaşına küfür ederek, bağırarak veya vurarak yapabilirim’ diyor. Örneğin; Ahmet Mehmet’i dövdü, küfür etti. Mehmet akşam eve gittiğinde babasına ‘Ahmet beni dövdü’ diyor. Ailesi de ‘Neden karşılık vermedin, neden kendini savunmadın, öğretmenine söylemedin’ diyerek olayı kişiselleştiriyorlar. Halbuki aile ‘Oğlum; Ahmet herkese mi yoksa sadece sana mı böyle davranıyor, yoksa çevresine de mi böyle yaklaşıyor’ gibi sorular yönetilse, çocuğa bir farkındalık kazandırılmış olunur. Çocuk, ‘Ahmet herkese böyle davranıyor’ dediğinde olayı kişiselleştirmiyor, bunu davranışlarına yansıtmıyor” açıklamasında bulundu.
Küfür, normal bir tepki halini almış durumda
Toplumların değişmesinin çocukların da değişimini beraberinde getirdiğini belirten Eğitim İş Gaziantep Şube Basın Yayın Sekreteri Hilal Çakır, “Küfür eskiden bir sinir göstergesi iken artık herhangi bir duruma gösterilen normal bir tepki halini almış durumda. Televizyonda, sosyal medyada ya da günlük hayatta siyasetçisinden, esnafına kadar insanlar söylediklerinin nereye gideceğini düşünmeden hareket eder hale geldi. Bu da aslında toplumdaki yozlaşmanın boyutlarını gözler önüne seriyor” ifadelerine yer verdi.
Yetişkinlerin bu kadar hayasızca konuşabildiğini gören çocuklar da haliyle küfretmeyi normalleştiriyor
Çakır, “Televizyonda bir Bakanın argo konuşması, trafikteki birinin küfür etmesi, örnek aldığı bir oyuncunun şiddet uygulaması çocuklarda olumsuz duyguların oluşmasına sebep oluyor. Ama aynı zamanda da bilinçaltına yerleşerek zamanla garipsememesine yol açıyor. Yetişkinlerin bu kadar hayasızca konuşabildiğini gören çocuklar da haliyle küfür etmeyi normalleştiriyor. Özellikle de pandemi sürecinde çocukların sosyal medya kullanımının artması ve paylaşılan içeriklerin niteliğinin çoğunlukla düşük olması çocuklardaki kültür düzeyini de etkiledi. Örneğin sosyal medyada popüler bir fenomenin küfretmesi, çocuklarda da onu taklit etme isteği uyandırıyor” diye konuştu.
‘Özellikle son yıllarda ekranlarda sürekli şiddet, küfür, cinsiyetçilik gibi içeriklerin normalmiş gibi izletilmesi insanların da bunları olağanmış gibi algılanmasına neden oluyor’ diyen Çakır, “Tüm bunlar beraberinde akran zorbalığını da getiriyor. Okullarda öğrencilerin birbirine uyguladığı şiddet gün geçtikçe artıyor. Örneğin 12 yaşında bir çocuk okula bıçakla gelebiliyor ve arkadaşını bıçaklayabiliyor, oyun parkında sırasını almak için bir çocuk başka bir çocuğu hastanelik edecek kadar dövebiliyor. Ya da bir sınıf arkadaşıyla dalga geçmek, küfür etmek bir öğrenciyi arkadaşlarının gözünde yüceltebiliyor” notunu düştü.
Duyarlılıkların yetersizliğinden veya bireyselliklerinden sürekli şikâyet ediyoruz
Eğitim sisteminde uygulanan müfredatın, programın, eğitim içeriklerinin, ders kitaplarının, eğitim ortamının ve eğitim koşullarının gelişmeyi belirlediğini ifade eden Elif Söyleyici, “Eğitim anlayışı okulun verimini belirler. Eğitim anlayışı her şeyden önce yaşama, topluma, sosyal, kültürel değerleri, geleceği ve yeni dünyayı kavrayan ve buna göre evrensel aklı ve evrensel değerleri yüceltebilen bir programla şekillenmeli. Çocuklarımızın okulda doğru diyaloglar geliştirmediğinden, iletişimi sağlıklı yürütemediklerinden, şiddet eğilimlerinin her gün artmasından, duyarlılıkların yetersizliğinden, üstenciliklerinden veya bireyselliklerinden sürekli şikâyet ediyoruz. Sorunlarına çözüm gücü olmaktan yetersiz kaldıklarını söylüyoruz. Kendi aralarındaki şiddeti ürkütücü gerçekten, ama bu şiddetti velinin öğretmene giriştiği şiddetten, trafikte veya evde yaşanan şiddetten bağımsız tanımlayamayız” dedi.
İnsancıl, doğacı, üretken, dönüştürücü ve özgürleştirici eğitimle işe başlamalıyız
Söyleyici, “Evet çocuklarımız mutsuz, isteksiz, umutsuz; ama onları sınavkolik, testmatik yapan biz değil miyiz? Ödev ve ders çalışan dışında bir varlık olarak kabullenmedik çocuklarımızı. ‘En iyi, en üstte, herkesi alt eden’ bir birey şuuru ile onların dokularıyla oynadık. Şimdi ise iş birliği yapmamalarından dem vuruyoruz. Çocukların okuldaki davranış, nitelik, gelişim süreçlerini önemsiyorsak; bu işe eğitim içeriğini, eğitim programını, eğitim anlayışı ve kendimizi yenileyerek başlamalıyız. Sınavcı değil: insancıl, doğacı, üretken, dönüştürücü ve özgürleştirici eğitimle işe başlamalıyız” çağrısında bulundu.
Aslında kendimizi görmek istiyorsak çocuklara bakmalıyız
Eğitim Sen Gaziantep Şubesi Kadın Sekreteri Elif Söyleyici, konuşmasını şu cümlelerle tamamladı: “Çocuklarımız bizim aynamız. Aslında kendimizi görmek istiyorsak onlara bakmamız yeterli. Kendimizin neler yaşadığını neler yaşattığını çok iyi duyumsamak istiyorsaki çocuklarımızın davranışlarını gözlemlenmeliyiz. Çocuk bilimi de psikoloji bilimi de ve sosyolojik deneyimler de böyle diyor.”
Uyum sağlamak üzere çocuklar şekilden şekile sokulmaktadırlar
Söyleyici, “Uyum sağlamak üzere çocuklar şekilden şekile sokulmaktadırlar. Toplumun ruhsal hali, sosyolojik dengeleri, kültürel ve ekonomik seviyesi, ulusal ve uluslararası değerlere biçtiği önem ve toplumun insan ilişkilerindeki sempati, empati, hoşgörü seviyesi neyse çocuklar da onu kuşanıyor. Çocukların okullardaki davranışları bizleri hayrete düşürüyor belki. Okulu bir sihirli alan gibi görüyoruz. Okula girenin yeni bir eğitim ve kültür dolusu kimlikle akşam eve dönüşünü bekleriz. Kendimizin yıllardır veremediğini, hatta çocuklardan kopardıklarımızı okulun anında vermesini isteriz. Çocukların okul içindeki etkileşim, iletişim, eğlence ve oyun anlayışlarını incelerken, tüm geçmişteki bu altyapılardan maruz kaldıklarını görmeden sonuca varmak onlara büyük haksızlık olacak. Çünkü bizim çocuklarımız kendi varoluşlarıyla okulda değiller, bizim onlara yüklediğimiz alışkanlık, sorumluluk ve davranışları okulda yansıtmaktadırlar.” Ali Göksular